2. Sorumsuzluk anlaşması
2. Sorumsuzluk anlaşması
Madde 115 - Borçlunun ağır kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.
Borçlunun alacaklı ile hizmet sözleşmesinden kaynaklanan herhangi bir borç sebebiyle sorumlu olmayacağına ilişkin olarak önceden yaptığı her türlü anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.
Uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya sanat, ancak kanun ya da yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa, borçlunun hafif kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.
I-) 818 Sayılı Borçlar Kanunu:
2 - Mesuliyetten beraet şartı
Madde 99 - Hile veya ağır kusur halinde düçar olacağı mesuliyetten borçlunun iptidaen beraatini tazammun edecek her şart, batıldır.
Hafif kusur halinde, borçlu iptidaen mesuliyetten beraati tazammun eden şartın dermeyanı sırasında alacaklı borçlunun hizmetinde ise veya mesuliyet hükümet tarafından imtiyaz suretiyle verilen bir sanatin icrasından tevellüt ediyorsa; haiz olduğu takdir salâhiyetine istinat ile hâkim, bu şartı batıl addedebilir.
II-) Madde Gerekçesi:
Madde 114 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 99 uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 114 üncü maddesinde, sorumsuzluk anlaşması düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 99 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan “2. Mesuliyetten beraet şartı” şeklindeki ibare, Tasarıda “2. Sorumsuzluk anlaşması” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 99 uncu maddesi iki fıkradan oluştuğu hâlde, üç ayrı konunun düzenlendiği göz önünde tutularak, madde, Tasarıda üç fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 99 uncu maddesinin birinci fıkrasında “hile veya ağır kusur” ibaresi kullanılmışsa da, ağır kusurun, kastı ve ağır ihmali kapsadığı göz önünde tutularak, Tasarıda “hile” ibaresinin de kullanılması gereksiz görülmüş ve madde metnine alınmamıştır. Aynı fıkrada kullanılan “batıldır.” sözcüğü, Tasarının 114 üncü maddesinin birinci fıkrasında, yine Tasarının 27 nci maddesinin gerekçesinde açıklandığı gibi, “kesin olarak hükümsüzdür.” sözcükleriyle ifade edilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında kullanılan “hafif kusur” şeklindeki ibare, “hafif ihmal”i ifade etmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 99 uncu maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan “hükûmet tarafından imtiyaz suretiyle verilen bir sanatın icrasından tevellüt ediyorsa” şeklindeki ibare, Tasarının 114 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında “Uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya san’at, ancak kanun ya da yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa” şeklinde değiştirilmiştir. Böylece, fıkra hükmünün, kanun ya da yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebilen her türlü faaliyet için değil, sadece uzmanlığı gerektiren hizmet, meslek veya san’atlar için uygulanması amaçlanmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 99 uncu maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenlemeden farklı olarak, kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülen hizmetlerde hafif kusurdan sorumlu olunamayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma, bu tür hizmetleri yürütenlerin hafif kusurlarının varlığı hâlinde de olsa, sorumsuzluk kaydına yer vermelerinin uygun görülmemesi nedeniyle, hâkime takdir yetkisi verilmeksizin, kesin hükümsüzlük yaptırımına bağlanmıştır.
III-) Adalet Komisyonu Değişiklik Gerekçesi:
Tasarının 114 üncü maddesinin ikinci fıkrası; hizmet ediminin, insanın bizzat varlığından bir parça olması, emeğin, Borçlar Kanununun kaynak ülkede kodifikasyonu dönemindeki emek anlayışı ile çağımızdaki değerlendirme kriterlerinin değişmesi, angarya yasağı ve hizmet ilişkisinden kaynaklanan alacak ve tazminatların tam ödenmesi ilkeleri birlikte değerlendirildiğinde, bu konudaki hafif kusura veya diğer sebeplere dayalı sorumsuzluk ve tasfiye anlaşmalarının kesin hükümsüz olacağının açık olması, esasen benzeri çözümün Karayolları Trafik Kanununun 111 inci maddesine kısmen intikal etmiş olması, anlaşmanın kusurun hafifliğine ya da başka bir sebebe dayalı olması yahut alacaklının sorumsuzluk sözleşmesi yapılırken borçlu hizmetinde bulunmasının geçersizlik bakımından sonuca etkili olmaması gerekçesiyle, “Borçlunun alacaklı ile hizmet sözleşmesinden kaynaklanan herhangi bir borç sebebiyle sorumlu olmayacağına ilişkin olarak önceden yaptığı her türlü anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.” şeklinde değiştirilmiş ve madde teselsül nedeniyle 115 inci madde olarak kabul edilmiştir.
Not: Tasarının 114. maddesinin 2. fıkrası Hükümetin teklif ettiği metinde şu şekilde kaleme alınmıştı:
“Hafif kusur hâlinde borçlunun sorumlu olmayacağına ilişkin önceden anlaşma yapılırken, alacaklı borçlunun hizmetinde bulunuyorsa hâkim, bu anlaşmayı hükümsüz sayabilir.”
IV-) Kaynak İsviçre Borçlar Kanunu:
1-) OR:
2. Wegbedingung der Haftung
Art. 100
1 Eine zum voraus getroffene Verabredung, wonach die Haftung für rechtswidrige Absicht oder grobe Fahrlässigkeit ausgeschlossen sein würde, ist nichtig.
2 Auch ein zum voraus erklärter Verzicht auf Haftung für leichtes Verschulden kann nach Ermessen des Richters als nichtig betrachtet werden, wenn der Verzichtende zur Zeit seiner Erklärung im Dienst des anderen Teiles stand, oder wenn die Verantwortlichkeit aus dem Betriebe eines obrigkeitlich konzessionierten Gewerbes folgt.
3 Vorbehalten bleiben die besonderen Vorschriften über den Versicherungsvertrag.
2-) CO:
2. Convention exclusive de la responsabilité
Art. 100
1 Est nulle toute stipulation tendant à libérer d’avance le débiteur de la responsabilité qu’il encourrait en cas de dol ou de faute grave.
2 Le juge peut, en vertu de son pouvoir d’appréciation, tenir pour nulle une clause qui libérerait d’avance le débiteur de toute responsabilité en cas de faute légère, si le créancier, au moment où il a renoncé à rechercher le débiteur, se trouvait à son service, ou si la responsabilité résulte de l’exercice d’une industrie concédée par l’autorité.
3 Les règles particulières du contrat d’assurance demeurent réservées.
V-) Yargı Kararları:
1-) Y. 3. HD, T: 06.07.2017, E: 2017/1904, K: 2017/11181:
“… Davacı vekili , müvekkilinin kiracı olarak bulunduğu ve antrepolucuk işi ile uğraştığı depoda bulunan 3. kişilere ait tekstil emtiaları ve klimalar ile kendisine ait bazı malların 13.10.2007 tarihinde yağan yağmurlar neticesinde iş yerinin dışından binaya giren sular nedeniyle hasarlandığını, davalıların müştereken ve müteselsilen meydana gelen hasardan sorumlu olduklarını, Küçükçekmece 2 Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2007/436 D.iş sayılı dosyası ile hasar tespiti yapıldığını, belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 2.000 GBP, 221.273,20 USD, 26.754 Euro ve 9.280,70 TL zararın olay tarihinden itibaren işleyecek faizleriyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili, olayın mücbir sebep niteliğindeki sel felaketinden meydana geldiğini, bina ve inşa eseri maliki olan müvekkillerinin meydana gelen zarardan dolayı sorumluluklarının bulunmadığını, kira sözleşmesinin 16.2 maddesinde yazılı tedbirlerin davacı kiracı tarafından alınması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı ... vekili, söz konusu hasarın mücbir sebep niteliğindeki sel olayından meydana geldiğini, 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’nun 20. maddesi kapsamında alt yapı tesislerinin yapılmasının müvekkili İdare görev ve yetkisinde olmadığı gibi alt yapı tesislerinin müvekkili İdare’ye devredilmediğini ayrıca davanın zamanaşımına uğradığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, 24.03.2014 havale tarihli bilirkişi raporunun hükme esas alındığı bu kapsamda dava konusu binanın yapımında bozukluk ve bakımında noksanlık bulunmadığı, hasarın kaynağının dış kaynaklı sular olduğu ve binanın iç drenajı ile ilgilisinin bulunmadığının tespit edildiği belirtilerek davalılardan bina maliklerinin BK 58 maddesi kapsamında meydana gelen zarardan sorumlu olmayacakları yine dava konusu sel olayının mücbir sebep niteliğinde olduğu tespit olunarak ve ayrıca Organize Sanayi Bölgesindeki alt yapı işlerinin davalı ...’ye devredilmediği dikkate alınarak davalı ...’nin de sorumlu bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı ile davalılar arasında düzenlenen 04.09.2006 başlangıç tarihli 5 yıl süreli kira sözleşmesi hususunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Her ne kadar kira sözleşmesinin sigorta başlıklı 16.2 maddesinde “Kiracı; Kiralayanı ve yöneticiyi, sair kiracılardan veya ortak mahallerden veya dışardan meydana gelecek bir, etki, eylem, olay, kaza haksız fiil, hırsızlık, su basması, yangın grev lokavt, halk hareketleri ve benzer nedenlerle kendine, personeline veya kiraladığı bölüm içinde veya dışında bulunan emtia, mal, zayiinden kısmen veya tamamen sorumlu tutamaz, hukuki ve cezai kusur atfedemez. Kiralayanın belirtilen konularda Kiracıya bir taahhüdü yoktur. Bu husustaki tüm tedbirleri kiracının kendisinin alacağı mal, emtia ve varlıklarını sigorta ettireceği, riskin gerçekleşmesi durumunda Kiralayanın zarar ve mesuliyet bedeli veya bu bedellerin rücuunda sigorta şirketince mali veya hukuki olarak sorumlu olmayacağını beyan ve kabul eder.” düzenlemesi mevcut ise de TBK’nun 115. maddesinde yer alan “Borçlunun ağır kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür” düzenlemesi karşısında davalıların binanın imalatından kaynaklanan ağır kusurlardan sorumlu olacaklarının kabulü gerekir. Dosyada mübrez bilirkişi raporları çelişkili olup, tarafların kusur durumlarına ilişkin hükme esas alınan rapor meydana gelen bu çelişkiyi gidermeye yeterli bulunmamaktadır. Dava konusu taşınmaza ilişkin tapu kaydı da getirtilerek davalı kiraya verenlerin aynı zamanda bina maliki olmaları durumunda sözleşmesel ilişki dışında TBK’nun 69. maddesinde düzenlenen bina sahibinin kusursuz sorumluluğu kapsamında da sorumlu olabilecekleri hususu da gözetilerek tarafların kusur durumlarını belirleyen, özellikle davalı ...’nin kusur durumuna yönelik olmak üzere Organize Sanayi Bölgesi mevzuatına da hakim ve raporlar arasındaki çelişkiyi giderir nitelikte konusunda uzman, gerekirse Üniversite’den seçilecek bilirkişi kurulundan rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. …”
2-) Y. 11. HD, T: 30.10.2017, E: 2016/3632, K: 2017/5846:
“… Davacı vekili, davalıya ait çekici ile sürücü ... tarafından çekilen müvekkilinin sigortalısı ...’e ait arızalı kamyonun iki aracı birbirine bağlayan çeki demirinin kopması sonucu hasarlandığını, müvekkilinin sigortalıya 1.999 TL ödeme yaptığını, alacağın tahsili amacıyla başlatılan takibe davalının itirazının haksız olduğunu ileri sürerek itirazın iptalini ve icra inkar tazminatının tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkiline ait çekiciyi kullanan sürücünün araç sahibine “çekicinin yüklü olduğunu, bu sebeple çekme işleminin yapılamayacağını” belirttiğini, buna rağmen sigortalının meydana gelecek zararları kabul ederek ısrarla aracın çekilmesini istediğini, bu hususun yazıya da geçirildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı tarafından, zarardan sorumsuzluğa dair sözleşme sunulduğu, davacının sigortalısının zarardan sorumsuzluğa dair açık rızası karşısında ve Borçlar Kanununun 63. maddesi uyarınca davalı tarafın tazminattan sorumlu olmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davacı tarafından sigortalısına ödenen hasar bedelinin zarar sorumlusundan rücuen tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, davalı tarafından ibraz edilen Vinç Çalışma Fişi’nde sorumsuzluk kaydı bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, dava ve olay tarihinde yürürlükte bulunan 6102 Sayılı TTK’nın 854. maddesinde Kanunun, taşıyıcıya, taşıma işleri komisyoncusuna ve faaliyetleri Devlet iznine bağlı taşıma işletmelerine yüklediği sorumlulukların, önceden hafifletilmesi veya kaldırılması sonucunu doğuran tüm sözleşme hükümlerinin geçersiz olduğu belirtilmiştir. 6098 Sayılı TBK’nın 115/ son maddesinde de uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya sanat, ancak kanun ya da yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa, borçlunun hafif kusurundan sorumlu olmayacağına dair önceden yapılan anlaşmaların kesin olarak hükümsüz olduğu düzenlenmiştir. Bu durumda, mahkemece 6102 Sayılı TTK’nın 854 ve 6098 Sayılı TBK’nın 115/ son maddesi hükümleri değerlendirilerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken somut uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmayan TBK’nın 63. maddesi uyarınca zarar görenin rızası sebebiyle davalının sorumlu olmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. …”
VI-) Yararlanılabilecek Monografiler:
Galip Sermet Akman; Sorumsuzluk Anlaşması, İstanbul, 1976.
Nilgün Başalp; Sorumsuzluk Anlaşmaları, İstanbul, 2011.